AVUKAT ENFLASYONU HAKKINDA KAHVE MUHABBETİ TADINDA BİR YAZI


Giriş

Ülkemizde her geçen gün Hukuk Fakültelerine bir yenisi ekleniyor, mevcutlarının da kontenjanları arttırılıyor. Bu durum hukuk fakültesi mezunlarının sayısının artmasına neden oluyor. Tabi olarak bu hukuk mezunu bolluğu da başta avukatlık olmak üzere hukuk mesleklerine olan rağbeti arttırıyor. Türkiye’de barolara kayıtlı avukat sayısı toplamda 150.000’i aştı. Bu da Yaklaşık 550 kişiye bir avukatın düştüğünün ve oluşan avukat enflasyonunun göstergesidir. Avukatlığa olan rağbetin sebebi ise diğer hukuk mesleklerine göre nispeten avukatlığa girişin daha kolay olmasıdır. Nitekim, yargı paketlerinin ilkinde bu sorun zimmi olarak kabul edilmiş ve bir avukatlık sınavı öngörülmüştür. Peki tek başına sınav yeterli midir? Elbette hayır. O zaman sınavdan başka ne gibi çözümler bulunabilir? İşte ben de bu yazımda, bir avukat stajyerin gözünden, hukuk fakültelerinde öğrenim nasıl olmalı ve avukatlık stajı nasıl olmalı ki bu avukat enflasyonuyla mücadele edebiliriz konusunu ele alacağım.

Hukuk Eğitimi

Hukuk fakültelerinde şuan verilen eğitimin nitelikli bir eğitim olduğunu söyleyebilmek maalesef pek mümkün görünmüyor. Kaldı ki, bu sorun şimdiye kadar pek ciddi bir şekilde de ele alınmadı. Hukukçuların tepkisi sitayişten öteye geçemedi. Adeta bu sorun görmezden gelinip hukuk fakültelerinin sayısı arttırılırken mevcutlarının da kontenjanı arttırıldı. Böylece niteliksiz bir eğitimden geçen binlerce hukuk mezunu oldu ve olmaya da devam ediyor. Hukuk öğrenimiyle alakalı birçok sorunumuz vardır; ancak yazımızda başlıca değineceğimiz sorunlar fakülteye kabulde öğrenci seçimi, müfredat, öğrenim süresi ve fakülte sayısı ile kontenjanlarının çokluğudur.
Hukuk fakültelerinde verilen eğitimin kalitesinin artması için öncelikle aday öğrencilerin fakülteye seçim yönteminin değiştirilmesi gerekir. Zira belirli alanlarda yeteneği olan öğrenci, öğrenim sistemi ne kadar kötü olursa olsun, kendisini geliştirmenin bir yolunu bulur. Herkesin malumu olduğu üzere ülkemizde hukuk fakültesine giriş için belirli bir barajı aşmak gerekir. Ancak yapılan sınav ne derece hukuk fakültesi öğrencisinin sahip olması gereken özellikleri tespit ettiği tartışmaya açıktır. Çünki çoktan seçmeli sorulardan oluşan bir sınav, bir hukukçu için olmazsa olmaz muhakemeye yeteneğini ölçmekten uzaktır. Ayrıca içerik olarak, bir hukukçu için hayati önemi haiz felsefe, tarih, coğrafya gibi temel sosyal bilimler için yapılan değerlendirmeler; sınavda yeteri ağırlıkta da değildir. Ben merkezi ve çoktan seçmeli sorulardan oluşan bir sınav yerine, her hukuk fakültesi tarafından münferiden yapılan sınavlardan yanayım. Böylece öğrenciler sadece okumak istedikleri hukuk fakültelerinin sınavlarını alacaklar. Bu da sınava giren öğrenci sayısını azaltacak ve yazılı sınav yapma imkânı tanıyacaktır. Ayrıca, hukuk fakültelerine, müfredatlarına ve eğitim metodolojilerine uygun sınavlar hazırlama imkânı tanınmış olur.
Hukuk eğitimiyle alakalı bir diğer sorunda müfredattır. Üniversite kelimesi üniversal ve site kelimelerinin birleşiminden meydana gelir ki üniversal evrensel demektir. Bir şeyin evrensel olabilmesi için dünyanın dört bir yanında da aynı olması gerekir. Örneğin, Türkiye’de anlatılan sosyoloji ile Fransa’da anlatılan sosyoloji arasında bir fark yoktur. Buna karşılık Türkiye’de anlatılan hukuk ile Fransa’da anlatılan hukuk bir değildir, doğal olarak her memleket kendi hukukunu anlatır. Ancak Fransa’da hukuk fakültelerinin müfredatında matematik, sosyoloji gibi evrensel geçerliliği olan derslere yer verilerek fakülteler üniversite niteliğine ulaştırılırken Türkiye’de bu dersler en iyi ihtimalle seçmeli olarak okutuluyor. O da bir hukuk fetişizmiyle hukuk sosyolojisi, hukuk felsefesi olarak okutuluyor. Hasılı, Türkiye’de Hukuk eğitimi dört yıllık bir lisans eğitimi olarak verilmesine rağmen; mevcut şekliyle hukuk fakülteleri bir üniversite değil, bir meslek yüksek okulu gibidirler. Eğer bir hukuk fakültelerini meslek yüksek okulu olmaktan çıkarıp bir üniversite haline sokmak istiyorsak hukuk fakültelerinin müfredatında evrensel nitelikte derslere de yer vermemiz gerekir. Müfredatlarda bunlardan başka sorunlar da olmakla birlikte, en temel sorunumuzun bu olmasından dolayı sadece bu değinmekle iktifa edeceğim.
En son olarak hukuk fakültesinin eğitim süresine, sayısına ve kontenjan meselesine değinip bu bahsi kapatacağım. Malumuz üzere hukuk fakültelerinde eğitim 4 yıl süreyledir. Ancak bunun yeterliliği tartışılır. Kanaatimce, hukuk eğitimi 2+3 şeklinde toplam beş yıla yayılmalıdır. İlk iki yılda genel ve tüm hukukçuların bilmesi gereken dersler okutulurken son üç yılda ise öğrencinin tercihlerine göre şekillenecek bir eğitim olmalı; seçmeli derslerin sayısı fazla, zorunlu derslerin sayısı ise az olmalıdır. İlk iki yıl bir nevi hazırlık sınıfı gibi işlev görürken son üç yılda uzmanlaşma yılları olmalıdır. İlk iki yılın sonunda öğrencinin ortalaması dört üzerinden iki buçuk olmalıdır. En fazla üç yılda ilk iki yıllık kısım için bu ortalamayı yakalayamayan öğrencilerin okulla ilişkileri kesilmelidir. Öğrencilerin sadece bu ortalamayı zamanında yakalayabilmesi yeterli olmamalı, aynı zamanda da son üç yıllık kısıma geçebilmeleri için bir baraj sınavına da tabi tutulmaları gerekir ve bu sınavda en az yüzde altmış puan barajı olmalıdır. Baraj sınavına da en fazla üç defa girme hakkı tanınmalıdır. Bu üç hakta da istenilen puanı alamayan öğrencilerin de okulla ilişkisi kesilmelidir. Ayrıca son üç yıllık kısımda, dört üzerinden iki buçuk not ortalaması azami beş yıllık bir sürede sağlamaları beklenmelidir.
 Fakülte sayısına gelince, gün geçmiyor ki yeni bir hukuk fakültesinin kurulduğunu resmî gazeteden öğrenmemiş olalım. Çok fakülte demek çok iyi bir hukuk eğitimi demek değildir; nicelik değil, nitelik önemlidir. Bu nedenle yeterli akademik kadrosu olmayan, yeteri kadar dersliği ve amfisi olamayan, öğrencilerine kütüphane hariç ders çalışma alanı sağlayamayan, bir hukuk kütüphanesi olmayan ve en önemlisi kütüphanesinde 100.000’in üstünde yazılı eser bulunmayan fakülteler ya bu nitelikleri taşır hale getirilmelidirler ya da en kısa sürede tasfiye edilmelidirler. Zira böyle bir fakültenin kendine bile hayrı olmaz. Bundan başka kontenjan kısmına gelecek olursak, mevcut haliyle yüksek kontenjanlı fakülteler öğretim seviyesini düşürmekteler. Bizim tavsiye ettiğimiz beş yıllık modele göre de en azından son üç yıllık süreçte en fazla 20’şer kişilik sınıflarda ders verilmelidir. Böylelikle öğrenci derste daha aktif olabilir ki bu da öğrenme sürecini daha iyi ve öğrenmeyi kalıcı hale getirir.
Hukuk eğitimiyle ve Türkiye’deki eksikleriyle ilgili olarak anlatacaklarımız bunlarla sınırlı değil fakat bu yazımız da çok hacimli olarak planlanmış değildir. Dolayısıyla ciltler dolusu yazılabilecek bu konuda bu kadarıyla iktifa etmek mecburiyetindeyiz. Aksi halde staj mevzuuna giremeyiz.

Avukatlık Stajı

Ülkemizde altı ayı adliyede altı ayıda bir avukatın yanında olmak üzere avukatlık stajı toplamda bir yıl sürmektedir. Şuan için bu staja başlamadan önce bir sınava tabi değilsiniz. Ancak yargı reformunun ilk paketinde getirilen yeniliğe göre bu yasadan sonra hukuk fakültelerine girenler mezun olunca avukatlık yapabilmek için bir sınava tabi olacaklar. Bu sınavdan sonra avukatlık stajına başlayabilecekler. Peki, bu sınav yeterli mi? Kanaatimizce yeterli değil; sadece sınav getirilmemeli, aynı zamanda avukatlık stajının ve hatta bununla beraber hakimlik-savcılık stajının şekli de değiştirilmelidir.
Bütün hukukçular bilir ki yargının üç sacayağı vardır: hâkim, savcı ve avukat. Ancak bugüne kadar ne kadar sorgulanmış mıdır bilmem ki, neden hakimler-savcılar bir staja tabi tutulur da avukatlar ayrı bir staja tabidir? Öyle ya, madem bunlar yargının üç sacayağıdır, o zaman hepsinin ortak bir stajı olması gerekmez mi? Kanaatimizce sacayağı felsefesi bunu gerektirir. Ben de bu felsefenin üzerine fikirlerimi bina edip biraz Almanlardan esinlenerek – ya da kopya çekerek – hayalimdeki stajı size anlatacağım.
Öncelikle hakimler, savcılar ve avukatlar aynı staja tabi olmalıdırlar. Bu staj, adli yargı stajı ya da sadece yargı stajı olarak tesmiye olunabilir ancak daha yaratıcı fikirlere açık olduğumu da söylemeden geçemeyeceğim. Ana hatlarıyla staj şöyle olmalıdır: Staj süresi en az iki yıl olmalıdır. Staja sınavla ve belirli bir kontenjanda stajyer alınmalı ve staj bitiminde yeniden bir bitirme sınavı yapılmalıdır. Bu bitirme sınavından sonra sınav puanlarına göre hâkim, savcı ya da avukat olarak atamalar yapılmalıdır.
Kontenjan neye göre belirlenmeli? Kontenjan öncelikle ihtiyaca göre belirlenmelidir. Bizim kaç avukata, kaç hâkime, kaç savcıya ihtiyacımız olduğu tespit edilip ona göre bir kontenjan belirlenmelidir. Bunun tespiti de Adalet Bakanı tarafından yapılabilir. Tabi bu kontenjan tayininde sadece ihtiyaç faktörü belirleyici bir rol oynamayacaktır, ayrıca Hazine ve Maliye Bakanının da bir etkisi olacaktır. Çünki stajyerlere staj süresince makul bir maaş da verilmelidir. Aksi bir durum iki yıllık staj süresini stajyerler için çekilmez kılacaktır.
Staja giriş sınavının yazı yapılması tercihimdir. Ama bu pek mümkün olmayabilir. Bu nedenle staj bitimindeki sınav en azından yazılı yapılmalıdır. İlk sınavın baraj puanı, şuan yapıla hakimlik sınavı gibi en az yüz üzerinden yetmiş olmalıdır. Sınavı geçen adaylara mülakata yapılabilir. Mülakata çağrılacak aday sayısı kontenjanın yüzde ellisinden fazla olmamalıdır. Mülakatlar kamerayla kayıt altına alınmalı ve adayların tamamına benzer ya da aynı sorular sorulmalıdır. Staj bitirme sınavında da baraj aynı olmalı ve adayın en fazla üç defa sınavı alma hakkı olmalıdır.
Stajın içeriğine de kısaca değinerek yazımızı toplayıp sonuçlandıracağım: Stajın ilk on beş ayı adliyede son dokuz ayıda bir avukatın yanında yapılabilir. Staj yapılan mahkemelerde bazı davalara stajyerler bakmalı ve hakimler de duruşmada gösterdiği performansa göre puan vermelidir. Aynı şekilde avukat yanındaki stajda da stajyer avukat adına bazı davalara girebilmelidir. Avukat da duruşmadaki performansa göre puan vermelidir. Böylece stajyerin pratik bilgisi artacak ve tecrübe edinmiş olacak. Staj boyunca stajyere çeşitli ödevler verilmeli ve bu ödevlere de puan verilmelidir. Stajyer belirli bir puana ulaşmadan stajda başarılı sayılmamalıdır. Belirli puana ulaşan stajyer, staj bitirme sınavına alınıp kontenjan sıkıntısı olmaksızın yüzde yetmiş puan alan stajyer stajda başarılı sayılmalıdır.

Sonuç

Hukuk eğitiminde önerdiğimiz değişimlerin yapılması halinde; öncelikle, hukuk fakültelerine giren öğrencilerin seçimi değişeceği için hukuk eğitimi almağa yeterli alt yapısı olan öğrenciler eski sisteme göre daha isabetli olarak seçilecek ve böylelikle daha uygun bir öğrenci profili oluşmuş olacaktır. Böyle bir sınav sistemi kuvvetle ihtimal fakülteye girişi zorlaştırmayacağı gibi kolaylaştırmayacaktır da. Ancak öngördüğümüz gibi 2+3 sistemine geçilirse fakülteyi bitirmek eskisi kadar kolay olmayacaktır. Bu zorluk hakikaten hukuk okumak isteyen insanları fakülteye çekecektir. En nihayetinde, fakültede yapılacak eleme sayesinde mezunların niteliği artacaktır.
Niteliksiz hukuk fakültelerinin kapatılması ve öngördüğümüz eğitim modeli doğal olarak kontenjanları düşürecektir. Öğrencilerin fakültede elenmesi ve kontenjanların düşmesi hem mezun olan hukukçu sayısını azaltacak hem de niteliği arttıracaktır.
Bu zorlu eğitim sürecini atlatan öğrenciler artık avukatlık için aday adayı olabilecekler. Aday adayı diyorum çünki onları en az fakülte kadar zorlayacak bir sınav bekliyor. Bu sınavı aştıktan sonra artık bir stajyer olarak avukat adayı olacak. En nihayetinde son sınavı da verdikten sonra kendisini ispatlamış bir hukukçu olacak.
Öngördüğümüz öğrenim ve staj modeli, ihtiyaç fazlası hâkim, savcı ve en önemlisi avukatın piyasaya çıkmasının önüne geçecektir. Piyasaya çıkanlarınsa aç-açıkta kalma kaygısı son bulacak. Tabi bu anlattıklarım bir teoriden öteye bir şey değil. Kâğıt üzerinde güzel görünen şeyler uygulamaya geçince işlemeyebilir. Kaldı ki, amacım kahve muhabbeti tadında bir yazıyla düşündürmeye çalışmaktı. Bir kıvılcım yakıp düşündürebildiysem ne mutlu bana!

Mehmet AKIN

Yorumlar

Popüler Yayınlar