Neden yalan söyleme ihtiyacı duyarız?
İnsanları yalan söylemeye zorlayan sebepleri düşündüğümde, istemsizce bazen gönlümün o sebeplere karşı sempati duyduğunu fark ettim. Elbette mantığım, duygularımın önüne geçip bu iğrenç duyguya karşı nefret duydu. Sonra kendime şu soruyu sordum : İnsanlar neden yalan söyler? Düşünsenize sarf ettiğiniz sözcükleri bütün samimiyetiniz ve içtenliğiniz ile ifade ettiğinizi ve insanları manipüle etmeden aktardığınızı, kulağa ne kadar hoş geliyor. Ki şüphesiz öyledir. Ancak gerçek hayatta bu şekilde insani ilişkilerini sürdüren kişi sayısı çok az diyebilirim. İnsanı yalana iten sebepleri açıklamadan önce yalan nedir ona bakalım. Yalan, söyleyenin gerçek dışı ifadelerde bulunması meseleleri manipüle edip insanları yanlışa yönlendirmesidir. Ve insanın doğru bilgiye ulaşma hakkına yapılmış bir suçtur, suikasttır.
Peki insan neden böyle bir
yola başvurur. Bu konuda araştırma yaparken ilgimi en çok çeken Massachnsettsn
Üniversitesinde çalışan Psikolog Robert Feldman’ın düşüncesi oldu. Diyorki : '' Yalan söylemek,
benlik saygısı ile alakalıdır. İnsanların, benlik saygısının tehdit edildiğini
hissettiklerinde, hemen daha yüksek seviyelerde yalan söylemeye başladıklarını
bulduk.''
Yani benlik saygısı dediği bireyin ruh sağlığının temel bileşenlerinden oluşumudur.Ve içinde bulunduğu toplumda sevilip sayılması ve insanlar tarafından hüsnükabul görme isteğidir. İnsanları toplum içinde yer edine bilmek için var olan ahlaki değerleri kolayca ayaklar altına alabiliyor. Ve vicdan azabını susturmak içinde yalanı kategorize etme ihtiyacı duymuş. Beyaz yalan, Kötü yalan diye ayırmış. Beyazın masumiyetini kendisine koruma kalkanı etmiş. Oysa yalanın beyazı siyahı olmaz. İnsanın istediğini elde etmek için uydurduğu iç-güdüsel koruma duygusudur. Öte taraftan çevremizdeki insanlara karşı sergilediğimiz davranışlarımızdır. Çoğu zaman gerçek dışı ve inanmadığımız şeyleri söyleriz. Yazımın başında ifade ettiğim kısım tam olarak burada vücut buluyor. Mesela gündelik hayatta, birlikte çalıştığımız insanlar, arkadaşlarımız komşularımıza karşı çoğu zaman yalan söyleme ihtiyacı ya da gerçeği bir türlü ifade edememe durumuna düşüyoruz. Onları kırmama ve kendi maddi manevi çıkarlarımızı düşünerek gerçekten uzaklaşıp her iki tarafın nefsine hoş gelen yalanlar söylüyoruz. Oysa şimdi size sorsam, içinizde biriken doğruları insanların suratına haykırma isteğini, inanıyorum ki hepimizin içinden keşke deme arzusu geçiyor. Maalesef kaybetmeme uğruna bu şekilde yaşamayı benimsemişiz ve samimiyetsiz bir şekilde birbirimizin yüzüne gülerek rahatça yalan söyleyebiliyoruz. Bu durum patolojik bir hal almış ve neden yalan söylediğimizi anlayamaz hale gelmişiz.
Ahlak bilimcisi olan Sissela
Bok'nın söylediğine göre : ''Yalan
söylemek, güç kazanmanın diğer yollarına göre çok kolaydır. Birinin parasını
veya servetini almak için yalan söylemek, birisini öldürmekten veya banka
soymaktan çok daha kolaydır. Yalanlar üzerine inşa edilmiş bir yaşam, yaşam
değildir. Yalan söyleyerek yalnızca yalan söylediğiniz kişiye zarar vermekte kalmaz,
aynı zamanda kendi yaşamınızda da çok fazla fikir ayrılığı yaratır. Görüyoruz
ki yalan söylemek insanın varoluş felsefesine (Egzistansiyalizm) aykırı ve
neticesi insan ruhunda kokuşmuşluğa sebebiyet veriyor.
Pek çoğumuz
farklı sebeplerle zaman zaman yalan söyleme ihtiyacı duyuyor olsak bile
gerçeklerin birgün ortaya çıkma gibi bir huyu olduğunu unutmamalıyız zira gerçeğin bir kıvılcımı,
bir harman yalanı yakmıştır. Yıllarca insanlar nezninde oluşturduğumuz krediyi
bir yalanla kaybedebiliriz.



Yorumlar
Yorum Gönder