Şarampole Doğru
Aptalların ve ahlaksızların popüler olduğu, ve bu insanların toplum içinde kabul görülüp söz sahibi oldukları, o da eksikmiş gibi bir de devlet tarafından desteklenip ödüllendirildiği bir dünyaya hepiniz hoş geldiniz. Evet dostlar maalesef böyle bir döneme denk geldik. Her şeyin ters düz olduğu, doğrunun yanlışın yer değiştirdiği, insanlığın evrimleştiği, kavramların anlamlarını kaybettiği, özgürlük adı altında yapılan şeylerin insan onuruna haykırı olduğu, ve hiç şüphesiz ki 21 y.y da insanlığın öldüğü bir zaman dilimini hayretler içinde izliyoruz.Tıpkı korkunç bir filmin bitmek bilmeyen dakikaları gibi.
“Burası Dünya Ne Çok
Kıymetlendirdik Oysa Bir Tarla İdi Ekip Biçip Gidecektik”. Ayla Aydemir’in “Sol Yanım Acıyor Anne” adlı
kitabında yazılan bu cümleyi her okuduğumda, içimizde ki hırs ve arzuların ne
kadar da manasız ve zavallıca olduğu bir daha aklıma geliyor. Bu kısa ömrü onurlu bir şekilde sonlandırmak
varken nedir bu ihtiras?
Öncelikle çizdiğim bu karamsar tablo için üzgünüm ancak gelişen ve
yeniden şekilleşen bu dünya maalesef yıkılmaya yüz tutmuş eski bir harabe gibi
geliyor bana. Yıkılmış bir viranenin içinde kendimi sorgulamadan da
yapamıyorum. Bu da böyle karamsar bir tablo çizdiriyor.
Eski dönem de yaşayan insanları
dinlediğimde hayatın zor ve yoklukla geçtiğini ancak insanlık adına güzel
şeylerin olduğunu, samimiyetin, dürüstlüğün, utanma duygusunun varlığından ve
bir sürü güzel hasletin insanlarda olduğunu işitirdim. Şimdi bakıyorum da o
kadar uzak kalmışız ki böyle şeylere, sanki başka dünyanın insanlarıyız gibi
geliyor.
Evet biz başka dünyanın insanlarıyız, hırs gözümüzü kör etmiş hedefe
ulaşmak için her yol bize mübah olmuş. Yüzyıllardır insanlık için kutsal
sayılan bütün değerleri, inançları kendi nefsimiz ve arzularımız için hiç
tereddüt etmeden kolayca harcıyor ve
bunu da kendi hakkımız gibi görüyoruz. Şuursuzluk ve kurnazlık karakterlerin
bir parçası haline gelmiş.
Hayır dostlar bizler
büyük bir yanılgının içindeyiz. Freni patlamış bir yüklü araç gibi şarampole
doğru yuvarlanıyoruz. Aracın verdiği hızdan zevk almaya çalışıyoruz ve bu
zevkin bizi öldüreceğine inanmıyoruz. Lütfen bana yanıldığımı söyleyin.
İnsanlık bu kadar da evrimleşmemiş deyin. Sanırım biraz düşünen, ve sorgulayan
hiçte yanılmadığımı görecek.
Hadi gelin beraber bakalım, sabah
televizyonunuzu açıp bakın Tv kanalları sizlere neyi gösteriyor. Günlük
programlarında kimler var ve neler söylüyorlar?
Sonra telefonunuz da ki sosyal medya ya bakın
insanların kendilerinin bile inanmadıkları bir dünyayı sizlere nasıl lanse
ediyorlar.
Sanırım biraz düşündünüz ve
haklı olduğumu çıkaran birkaç olay kafanızdan geçti bile. Sonra dışarı çıktınız
komşularınızı gördünüz, sürekli yüzünüze gülen ama içten içe sizden hoşlanmayan
samimiyetsiz bir merhaba. Ve işyerinde ki arkadaşlarınız hiçbir zaman
başarınızdan memnun olmayan ve sürekli açığınızı bulmaya çalışan samimiyetsiz
davranışlar.
Daireyi biraz daha
genişletelim ülkenizde ki yöneticileri düşünün hepsi birer kan emici vampir
gibi, televizyonlara her gün çıkıp her şeyi sizin için yapıyoruz nidaları,
bizler sizin için çalışıyoruz gibi klişeler, oysa işin gerçeği sadece kendi
doyumsuz zavallı cesetleri içindir. Bizler de cehaletimiz ve bencilliğimizin
karşılığını böyle yıkılmaya yüz tutmuş bir dünyada yaşamayı hak ediyoruz.
Ben yine de haksız çıkmak istiyorum.
Her zaman bir yerlerde umut vardır. Uçsuz bucaksız bir çölde elbette bir vaha
vardır yeter ki sen inanmaya devam et.
Yazıyı Ahmet Arif’in
bu güzel şiiriyle sonlandırmak istiyorum.
Anadolu
“Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste,
sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının,
hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.“



Yorumlar
Yorum Gönder