Toplumsal Çözülme ve İnsanlık
Her şeyin su gibi akıp gittiği, hayatın bu hız karşısında zorlandığı ve çoğu meselenin yalnızca yüzeysel kaldığı bir dönemdeyiz. İnsanların ruhi derinleşmesi ve olgunlaşması giderek daha zor ve imkansız hale geliyor. Eski nesillerin bu değişim karşısında savrulması ve yok olması giderek artıyor. Yeni nesiller ise içinde bulundukları zamanın daha çok materyalist, gösteriş ve bireysellik üzerine kurulu bir düzenle imtihan oluyor. Binlerce yıldır süren insanlık tarihi, hem düşünsel hem de sosyolojik açıdan evrimleşiyor. Nesiller arası ciddi bir kopukluk yaşandığı bu dönemde, etkileşimin azalması nedeniyle anlayış, kavrayış ve bilginin aktarımında ciddi aksaklıklar gözlemleniyor. Hayatın inceliği, bilge yaşamın sorgulanması ve felsefenin önemi artık kimsenin ilgisini çekmiyor; herkes bir şekilde güce sahip olmak ve başkalarına hükmetmek istiyor.
Max Weber, modern toplumun giderek daha bürokratik ve materyalist bir yapıya dönüştüğünü söyler. Güzel konuşanlar, güzel giyinenler, güzel işler yapanlar, yalnızca kendi bencil arzuları için çalışmaktadır. Kimse "Sokrates, Tolstoy , Hegel olayım, Gandhi gibi düşünmeliyim" demez; fakat popüler kültürün şişirdiği karakterler olmak için her şeyini verirler.
Hal böyle olunca cehalet, bencillik ve kötülük kolektif bir şekilde büyüyor ve hızla yayılıyor; insanlar beyinlerini sadece materyalizme ve bencil arzularını tatmin etmeye kullanıyor. Devlet sistemleri, insanları arzularının kölesi yapmak için her türlü manipülasyonu uyguluyor. Sistemler insanları sadece tüketime ve içi boşaltılmış kurallara uymalarını istiyor.
Bunca kötü olay yaşanmasına rağmen, güzel, cesur ve bilge insanların varlıkları ve çabaları, çölün ortasında bir vaha gibi az da olsa beliriyor. Tarih boyunca kötülüğün sürekli güçlenip ve kolektif şekilde devam ettiğinde karşısında iyiliği temsil eden büyük düşünürler, beyinler, büyük bedeller ödeyerek bu kötülüklerin karşısında durmuşlardır. Medeniyetlerin gelişiminde toplumlara öncü olmuşlardır.
Bu yazının amacı, yaşadığımız zamanın içinde karşılaşılan kötülük, kabalık, açgözlülük, düşüncesizlik ve gösteriş budalalığının arasında, ömürlerini bilgiye, kültüre, kitaplara ve insanlığa hizmet etmeye adamış, nezaketin ve güzelliğin örnekleri olmuş insanların hayatlarına ve deneyimlerine bir yolculuk yapmaktır. Dünyanın farklı ülkelerinden farklı meslek sahiplerine aşağıdaki soruyu sordum ve kendi tecrübelerine dayanarak birbirinden güzel cevaplar verdiler. Dostoyevski'nin Karamazov Kardeşler adlı eserinde yer alan "Hayat çok uzun değil, fakat bütün her şeyi yaşamak için, bazen başkalarının tecrübelerinden faydalanmak lazım." sözü, hayatın kısa ve insanın deneyimleyebileceği şeylerin sınırlı olduğunu, bu yüzden başkalarının deneyimlerinden öğrenmenin önemli olduğunu vurgulamaktadır. Bu yazıda aktarılan deneyimler de, zamanın hızla akıp gitmesine rağmen, insanın kendi içsel derinliğini bulma ve anlam arayışını sürdürme noktasında bize yol gösteriyor. Umarım bu güzel insanların aşağıda verilen sorunun cevapları hepimize farklı bir ufuk katar.
Soru:
“Hayat yolculuğunuz boyunca sizi en çok dönüştüren deneyim neydi? Bu deneyim size insan olmanın anlamı ya da hayattaki amacınız hakkında hangi dersleri öğretti ve bu dersler yaşamınızı nasıl şekillendirdi?”
Prof. Natela Dokhonadze (Georgia)
Doğayı her zaman sevmişimdir; ancak beni strese sokan pek çok şey vardı: düşük notlar (özellikle haksızsa), sınavlar, arkadaşlarla tartışmalar, kabaca davranılmak... Tek bir olaydan ziyade, hayat algımı yavaşça değiştiren bir olay türü var: Babamın 54 yaşında ölmesi, uzun süre çok kötü hissettiğim hastalığım ve iyileşmemin neredeyse bir yıl sürmesi, ama son darbeyi kızımın kanseri vurdu. Onun tedavi sürecindeki 10 ayı ve ardından kanserin tekrar etme riski yüksekken geçen 2 yılı nasıl hayatta kaldığımı bilmiyorum. Yeniden gülümsemeyi öğrenmek zorunda kaldım. Şimdi kesinlikle biliyorum ki hayat harika: Çiçekler çok güzel, kuşlar cennet bahçesindeymiş gibi şarkı söylüyor, deniz çok güçlü ve duygusal, dağlar çok görkemli... Hala cennette yaşıyoruz, yeter ki biz kendimiz onu cehenneme çevirmeyelim: savaş, hırs, açgözlülük, kötü karakter vb. Sahip olduklarınızı değerli kılın, özellikle sevdiklerinizin sağlığını, onlarla olan ilişkilerinizi, arkadaşlarınızla yapılan güzel sohbetleri, müziği, doğanın güzelliğini ve insanın yarattığı şeyleri (kitaplar, resimler, mimari vb.). İyi olun ve başkalarını acı çektirmeyin, çünkü zaten yoksulluk, adaletsizlik, nefret, hastalık, doğal felaketler gibi pek çok acı var. Bu, öğrendiğim ve öğretmeye çalıştığım derstir. Bu şeyleri öğretme konusunda yeterince başarılı olamadığımdan korkuyorum, çünkü bazı öğrencilerim saldırgan, intikamcı, hırslı ve kötü. Keşke daha iyi yapabilseydim.
Dr. Gunhild (Norveç)
"İnsanın varoluşu kendi başına bir karmaşa, bu karmaşada kendini tatmin edecek bir cevap bulmak çok zor, çünkü cevap zamana ve olaylara yayılmış şekilde gelir. Yaşadığımız süre boyunca sürekli olaylar yaşanıyor ve bu yaşananlar karşısında alıcılarımızın ne kadar açık olduğuna bağlıdır. 65 yaşımı devirmiş bulunmaktayım; hayatım boyunca bitmek bilmeyen bir savaş içindeymişim gibi geliyor ve hiç kazananı görmedim. Hayatı, uzun görünen ancak kısa olan bir at yolculuğuna benzetiyorum; sürekli bir koşu ve her koşmada iç organlarının yerinden çıkacakmışçasına bir his. En acıtan da tümseklerden geçtiğim anlar, canımı acıtan. Bu tümsekler, aile, arkadaş ve eş ilişkileri gibi zorluklarla dolu. Ben çoğu problemlerimde kitaplar ve doğaya yelken açarak aşmaya çalıştım. Yaşanan problemlere karşı mümkün olduğunca nazik ve akılcı yaklaşarak çözmeye çalıştım. Çünkü zamanla, onca eğitimime ve dünyayı gezmeme rağmen, hayatta ne kadar az ve yetersiz olduğumu fark ettim. Bildikçe küçülmem gerektiği kanaatine vardım."
Aktivist, İnsan Hakları Savunucusu Petra Matic (Hırvatistan)
Bir mülteci kampında yaşamak ve çalışmak, olaylara bakış açımı köklü bir şekilde değiştirdi. Orada, hem insanlık dışı şiddetle hem de inanılmaz bir direncin örnekleriyle yüzleşmek zorunda kaldım. Her gün sömürgeci şiddeti gözlerimle gördüm, ama aynı zamanda topluluğun gücünü ve neşesini de tanık oldum. Bu deneyim bana alçakgönüllülüğü öğretti ve kendi ayrıcalıklarımı yüzleşmek zorunda bıraktı. O günden sonra, işim toplumu yeniden inşa etmeye ve kolektif öğrenme alanları yaratmaya odaklandı, çünkü bunların, cehalet ve şiddetle mücadelede gerçek araçlarımız olduğunu derinden inanıyorum.
Gezgin, John Riley (İngiltere)
Özetle, seyahat ederek, kendi suçları olmayan ve zorluklar içinde yaşayan dünya üzerindeki insan sayısının ne kadar fazla olduğunu fark ettim. Bizim basitçe sahip olduğumuz şeylere, onlar hiç ulaşamıyor: yemek, su, ısınma, barınma, hele televizyon, radyo ya da internet gibi şeylere. Bildiğimiz dünya, gerçeğin tamamen uydurulmuş bir versiyonudur. Zenginler, kendi çıkarları için savaşlar başlatır, varlıklı insanlar servetlerini korumak için yasalar yapar ve bu tekelleşmeye son verilmelidir. Gazze, sadece işgalcilerin ne kadar zalim olduğunu değil, aynı zamanda sözde demokratik yolla seçilen liderlerimizin ne kadar suç ortağı olduğunu da kanıtlamıştır. Ezilenlerin nezaketi, yaşadıkları zorluklara ve yoksulluğa rağmen hayret vericidir. İnsanlık, aslında sanitasyon, sağlık ve aile değerleri gibi konularda büyük ilerlemeler kaydeden çok iyi bir türdür. Ancak gezegendeki kötü insanlar, dünyadaki büyük sorunların başındadır, birçoğunun acısından sorumludurlar ve eylemlerini cahil insanlara başka bir yaşam biçiminin daha kötü olduğunu söyleyerek savunurlar. Gezegenimizi kucaklayın; o güzeldir ve nüfusunun büyük çoğunluğu da öyledir.
Sanatçı, Aliona Londono (İspanya)
Yurt dışında yaşamak ya da eğitim almak, dünyayı bambaşka bir gözle görmenizi sağlar. Farklı kültürleri, gelenekleri ve yaşam biçimlerini deneyimleyerek, dünya hakkında sahip olduğunuz dar perspektifi genişletir. İnsanların farklı bakış açıları, değerleri ve yaşam tarzlarıyla tanışmak, kendi dünyanızı sorgulamanıza ve daha derin bir anlayışa sahip olmanıza olanak tanır. Bu süreç, sizi daha hoşgörülü, daha açık fikirli biri yapar; çünkü her insanın kendi geçmişi, kendi mücadeleleri ve hayata dair algıları vardır. Bu çeşitlilik, empatiyi ve insanlara duyulan saygıyı arttırarak, insan olmanın evrensel değerlerini daha net bir şekilde görmenizi sağlar.
Psikolog Christopher (USA)
"Hayat yolculuğum boyunca beni en çok dönüştüren deneyim, insanların birbirleriyle olan ilişkilerinin ve doğa ile olan bağlarının gücünü anlamamdı. İlk başta, bireysel başarı ve maddi kazançların önemli olduğunu düşündüm. Fakat zamanla, yaşadığım yerler ve tanıdığım insanlar, bana gerçek anlamda yaşamın değerinin, başkalarına hizmet etmekte ve dünyaya bir şeyler katmakta olduğunu gösterdi.
Dünyayı gezdikçe, farklı kültürleri, inançları ve yaşam biçimlerini tanıdıkça, insan olmanın anlamının, evrensel bir bağlantı arayışında olduğunu fark ettim. Ne kadar çok kitap okursam okuyayım, her zaman yeni bir şeyler öğreneceğimi keşfettim. Bilgi, sınırsız bir okyanus gibidir ve her dalışta daha derinlere inmek için bir fırsat sunar. Bununla birlikte, bilgiyi sadece akılla değil, kalp ve ruhla da kabul etmeli ve hayatı derinlemesine yaşamalıyız.
Hayatın anlamı hakkında öğrendiğim en önemli ders, ne kadar çok şey bilirsem, o kadar daha fazla bilmeme gerektiğidir. İnsanların içindeki iyiliği görmek, gerçek özgürlüğün ve mutluluğun başkalarına zarar vermemek ve onların yüklerini hafifletmek olduğunu anlamamı sağladı. İnsanların birbirlerine gösterdiği nazik ve derin bağlar, hayatın en büyük anlamını taşır.
Yaşamımı şekillendiren bir diğer önemli ders, zamanın hızla geçtiği ve insanın bu zamanı nasıl geçirdiğinin önemidir. Ne kadar çok şey yaparsak yapalım, hayatın nihayetinde kısa olduğunu unutmamalıyız. Bu yüzden, hayatta amacım, başkalarının hayatına anlam katmak, doğal dünyayı korumak ve sevgi dolu, içsel bir huzurla yaşamak oldu.
Evet, 55 yıl boyunca okuduklarım, gördüklerim ve yaşadıklarım, bana şunu öğretti: Hayat bir yolculuktur, ama önemli olan bu yolculukta nasıl bir insan olduğumuzdur, nereden geldiğimiz değil, nereye doğru ilerlediğimizdir."



Yorumlar
Yorum Gönder